Metabolik Sendrom

0
124

Metabolik Sendrom

Metabolik Sendrom;  temelinde insülin direnci ve obezitenin olduğu ve birçok sağlık sorununa yol açan, risk faktörü topluluğudur. İlk olarak 1988 yılında sendrom X olarak isimlendirilmiştir. Dünya sağlık örgütü ise 1998 yılında metabolik sendrom olarak tanımlamıştır.

2001 yılındaki 3. Ulusal Kolesterol Eğitim Programı Erişkin Tedavi Paneli (NCEP-ATP III), aşağıdaki faktörden en az üçünün olması durumunu metabolik sendrom olarak tanımlamıştır.
1. Bel çevresinin erkekte 102cm, bayanda 88cm’den büyük olması
2. HDL’nin erkekte 40mg/dl, bayanda ise 50mg/dl’den düşük olması
3. Trigliserit değerinin 150mg/dl’den büyük olması
4. Kan basıncının 130/85‘den büyük olması
5. Açlık kan şekeri 110mg/dl’den büyük veya diyabet olması

Ülkemizdeki metabolik sendrom sıklığının %30 civarında olduğu düşünülmektedir. Fazla kilolu olma, sedanter yaşam, yaşlanma, diyabet ve koroner kalp hastalığı, metabolik sendrom gelişme riskini arttırır. Metabolik sendrom mevcudiyetinde; diyabet, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, polikistik over sendromu, trombotik durumlar ve uyku apnesi gelişme riski artar. Ayrıca; ürik asit, homosistein, beyazküre, CRP ve idrarda albumin değerlerinde artış olmaktadır.

Omentum ve mezenterde bulunan visseral yağ dokusu, cilt altındaki yağ dokusuna göre insülin direnci ile daha çok ilişkilidir. Visseral yağ dokusu kolaylıkla yağ asitlerini kana vermekte ve bu yağ asitleri önce karaciğere giderken, cilt altından kana geçen yağ asitleri ise direkt sistemik dolaşıma geçerler. Karaciğere gelen serbest yağ asitleri VLDL ve trigliserit üretiminde artışa neden olurlar.Trigliserit yüksekliği insülin direncinin göstergesidir. Metabolik sendromda, HDL’nin bileşimi bozulup, atılımı arttığından HDL miktarı azalır.
Tokluktaki insülin seviyelerindeki artış , insülin direncinin başladığını gösterir. Serbest yağ asidi artışı insülin direncine yol açar. İnsülin direnci; sodyum geri emilimini ve sempatik sinir sisteminin aktivitesini arttırır. Bunlar da tansiyonun yükselmesine neden olurlar. Metabolik sendromda, plazminojen aktivatör inhibitör tip 1(PAI-1) artışı nedeniyle tromboza meyil oluşur. Ayrıca; IL1, IL6, resistitn, TNF alfa ve CRP gibi proinflamatuar sitokin üretimi artarken, adiponektin gibi antiinflamatuar sitokin üretimi azalır.

Metabolik sendromda temel tedavi kilo vermektir. Bu da; kalori kısıtlaması, fiziksel aktivitenin arttırılması ve davranış modifikasyonuyla oluşur. Zayıflama için kalori kısıtlması en önemli unsurdur. Kilo kaybının süredürülmesi için  ise fiziksel aktivite önemlidir. Bir kilogram yağ dokusu, 7000kcal’ye eşittir. Bu yüzden günde 500kcal kısıtlama ile haftada yarım kilogram zayıflanabilir. Yemek yerken gıdaların enerji içeriğine değil hacmine bakarız. Bu yüzden düşük kalori içerikli gıdaların tüketilmesi önerilir. Sıvı gıdalar, katılara göre daha az doyurucu olduğundan, yüksek kalorili sıvı alımının azaltılması gereklidir. Diyetin tipinden ziyade diyete bağlılık önemlidir.Diyetle birlikte iştahı kesen ve emilim inhibitörü ilaçlar da tedavide kullanılmaktadır. İlaç tedavisi yetersiz kaldığında ise obezite cerrahisi uygulanmaktadır.

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here